۞ Kur'an Tefsiri Oku

İhlâs Sûresi

سُورَةُ ٱلإخلاص
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ ﴿١﴾
• • •

1- De ki: “Allah, birdir.”


Müfessir Seçin
۞
İbn Kesîr
vef. 774 / 1373
۞
Taberî
vef. 310 / 923
۞
Sa'dî
vef. 1376 / 1956
Taberî Tefsiri
Câmiu'l-Beyân an Te'vîli Âyi'l-Kur'ân
Müşriklerin Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem)’e İzzet sahibi Rabbin nesebini sordukları ve Allah’ın da onlara bir cevap olarak bu sureyi indirdiği zikredilmiştir.  Bazıları ise şöyle demiştir: Hayır, bu sûre Yahudilerin şu sorusu sebebiyle inmiştir: “Bu Allah mahlûkatı yarattı; peki Allah’ı kim yarattı?” Bunun üzerine onlara cevap olarak bu sûre indirilmiştir.
Bu Sûrenin, Rabbin Nesebini Soran Müşriklere Cevap Olarak İndirildiğini Söyleyenlerin Rivayetleri 
Bize Ahmed bin Menî’ el-Mervezî ve Mahmûd bin Hudâş et-Tâlekânî anlattı, ikisi dediler ki: Bize Ebu Sa’d es-San’ânî anlattı, dedi ki: Bize Ebu Ca’fer er-Râzî, er-Rabî’ bin Enes’ten, o da Ebu’l-Âliye’den, o da Ubeyy bin Ka’b’dan rivayet etti: Ubey b. Ka‘b şöyle dedi: Müşrikler Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e: “Bize Rabbinin nesebini bildir.” dediler. Bunun üzerine Allah: “De ki: O Allah birdir. Allah es-Samed’dir.” ayetlerini indirdi.
​Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Yahya bin Vâzıh anlattı, dedi ki: Bize el-Huseyin, Yezîd’den, o İkrime’den rivayet etti: İkrime şöyle dedi: Müşrikler: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bize Rabbini anlat. Rabbinin ne olduğunu bize açıkla. O nedendir? Hangi şeydendir?” dediler. Bunun üzerine Allah: “De ki: O Allah birdir.” sûrenin sonuna kadar indirdi.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Ebu Ca’fer’den, o er-Rabî’den, o Ebu’l-Âliye’den nakletti: “De ki: O Allah birdir. Allah es-Samed’dir.”  hakkında Katâde dedi ki: Müşrikler: “Bize Rabbinin nesebini bildir.” dediler. Bunun üzerine Cebrâil bu sûreyi getirdi. 
Bana Muhammed bin Avf anlattı, dedi ki: Bize Şüreyh anlattı, dedi ki: Bize İsmâil bin Mücâlid, Mücâlid’den, o da eş-Şa’bî’den, o da Câbir’den rivayet etti: Câbir dedi ki: Müşrikler: “Bize Rabbinin nesebini bildir.” dediler, bunun üzerine Allah: “De ki: O Allah birdir.” sûresini indirdi.
Bu Sûrenin Yahudilerin Sorusu Sebebiyle İndirildiğini Söyleyenlerin Rivayetleri
​Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Seleme anlattı, dedi ki: Beni İbn İshak, Muhammed’den, o Saîd’den rivayet etti: Saîd şöyle dedi: Bir grup Yahudi Nebî’ye (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve: “Ey Muhammed! Bu Allah mahlûkatı yarattı.

Peki O’nu kim yarattı?” dediler. Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) öfkelendi. Hatta yüzünün rengi değişti.  Sonra Rabbi için duyduğu öfkeyle onlara doğru atıldı (sert çıktı). Bunun üzerine Cebrâil (aleyhisselâm) geldi, onu sakinleştirdi ve: “Ey Muhammed! Kendine hâkim ol, yumuşak davran.”dedi. Sonra Allah tarafından onların sorularına cevap getirdi. 

Cebrâil (aleyhisselâm) Dedi ki: Allah şöyle buyuruyor:

“De ki: O Allah birdir. Allah es-Samed’dir. Çocuğu da yoktur, ana-babası da. O’na denk hiç kimse de yoktur.”

Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) bunu onlara okuyunca onlar:

“Bize Rabbini anlat. O nasıl yaratılmıştır? Pazusu nasıldır? Kolu nasıldır?” demeye başladılar. Bunun üzerine Nebî’nin öfkesi ilkinden daha da arttı. Tekrar Cebrâil geldi ve önceki sözünün benzerini söyledi. Ardından onların sorusuna cevap olarak şu ayeti getirdi:
Onlar, Allah’ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki Kıyamet günü yeryüzü bütünü ile O’nun avucundadır. Gökler de O’nun sağ elinde dürülmüş olacaktır. O, onların ortak koştuklarından/koşmalarından münezzehtir ve çok yücedir.
​Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Saîd bin Ebî Arûbe’den, o Katâde’den rivayet etti: Bir grup Yahudi Nebî’ye (sallallahu aleyhi ve sellem) geldi ve: “Bize Rabbinin nesebini bildir.” dediler. Bunun üzerine: “De ki: O Allah birdir.” sûresi sonuna kadar indirildi.

Durum anlattığımız şekilde ise ayetin anlamı şöyledir: Ey Muhammed! Sana Rabbinin nesebini, sıfatını ve O’nu kimin yarattığını soranlara de ki: Hakkında soru sorduğunuz Rab; bütün varlıkların kendisine kulluk ettiği Allah’tır. İbadet yalnız O’na layıktır. O’ndan başkasına ibadet etmek doğru değildir.

Arap dili âlimleri Ehad  kelimesini hangi unsurun merfû yaptığı konusunda ihtilaf etmişlerdir. Bazıları şöyle demiştir: Ehad kelimesini merfû yapan, kendisinden önce gelen “Allah” lafzıdır. “Hüve” zamiri ise bir imâd (pekiştirme zamiri)dir.

Bu durum şu ayete benzer: “Şüphesiz ben Allah’ım; Azîz ve Hakîm olanım.” 
Başka bazı dilciler şöyle demiştir: Bilakis Ehad, nekre (belirsiz) olsa dahi istinaf (yeni başlangıç) yoluyla merfudur. 
Şu örnekte olduğu gibi: “Bu benim kocamdır; yaşlı bir adamdır.”

Onlara göre mana şöyledir: Bir topluluk Nebî’ye: “Sen neye ibadet ediyorsun?” diye sormuştur. O da: “O, Allah’tır.” demiştir. Sonra: “Peki O nedir?” denildiğinde: “O, Ehad’dır (Birdir).” cevabını vermiştir. 

Başka dil âlimleri ise şöyle demiştir: Ehad burada “Vâhid” (bir) anlamındadır.

Ve imâd (pekiştirme zamirinin) bağımsız bir başlangıç cümlesi olmasını kabul etmemişlerdir. Onlara göre imâd (pekiştirme zamiri) ancak: ظنّ (zannetmek), كان , إنّ ve benzeri edatlar gibi yapılardan sonra gelir. bu ikinci görüş, Arap dilinin mezheplerine (kurallarına) daha çok benzeyendir (uygundur).
Kurrâ (kıraat imamları) bunun okunuşunda ihtilaf ettiler; şehirlerin kurrâsının genelinin kıraati, Nasr bin Âsım ve Abdullah bin Ebî İshak müstesna olmak üzere, Ehad kelimesini tenvinli olarak: “Ehadun. Allahu’s-Samed.” şeklindedir. Zira o ikisi (Nasr bin Âsım ve Abdullah bin Ebî İshak) tenvinin terk edilerek: "Ehadu. Allahu" şeklinde okunduğu rivayet edilmiştir.

Bu kıraati tercih edenler şöyle düşünmüşlerdir: İ‘rab nûnu bazen elif-lâm ile başlayan veya sakin harfle başlayan bir kelimenin önünde düşürülebilir.

tıpkı şairin şu sözünde olduğu gibi:

​Yatağın üzerinde uykum nasıl (olabilir ki)? Henüz

Şam'ı kaplamamışken darmadağın eden, dehşetli bir akın.

​O akın ki ihtiyarı evlatlarından gafil kılmakta ve açığa çıkarmakta

Bakire ve şerefli kadının bileklerindeki halhalları.
​Şair burada: "(an hıdâmi'l-akîleti)" demek istemiştir (ve vezin gereği tenvini/sakini düşürmüştür).

Bizce doğru olan kıraat tenvinli okumaktır. Bunun iki sebebi vardır:  Birinci Sebep Bu kullanım:  İki lügatten (kullanımdan) daha fasih olanı, iki sözden daha meşhur olanı ve Arapların arasında en güzel olanıdır.  İkinci Sebep ise, Şehirlerin (İslâm beldelerinin) kıraat imamlarının ittifakı bu okuyuş üzerinedir. 

Bu da onun doğruluğunu göstermeye yeterlidir.
Ehad kelimesinin manasını daha önce ayrıntılı biçimde açıkladığımızdan burada tekrar etmeye ihtiyaç duymuyoruz.
ذُكر أن المشركين سألوا رسول الله صلى الله عليه وسلم عن نسب ربّ العزّة, فأنـزل الله هذه السورة جوابا لهم. وقال بعضهم: بل نـزلت من أجل أن اليهود سألوه, فقالوا له: هذا الله خلق الخلق, فمن خلق الله؟ فأُنـزلت جوابا لهم.ذكر من قال: أنـزلت جوابا للمشركين الذين سألوه أن ينسب لهم الربّ تبارك وتعالى.حدثنا أحمد بن منيع المَرْوَزِي ومحمود بن خداش الطالَقاني, قالا ثنا أبو سعيد الصنعاني, قال: ثنا أبو جعفر الرازي, عن الربيع بن أنس, عن أبي العالية, عن أبي بن كعب, قال: قال المشركون للنبيّ صلى الله عليه وسلم: انسُب لنا ربك, فأنـزل الله: ( قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ * اللَّهُ الصَّمَدُ ) .حدثنا ابن حميد, قال: ثنا يحيى بن واضح, قال: ثنا الحسين, عن يزيد, عن عكرمة, قال: إن المشركين قالوا: يا رسول الله أخبرنا عن ربك, صف لنا ربك ما هو, ومن أي شيء هو؟ فأنـزل الله: ( قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ ) إلى آخر السورة .حدثنا ابن حميد, قال: ثنا مهران, عن أبي جعفر, عن الربيع, عن أبي العالية ( قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ * اللَّهُ الصَّمَدُ ) قال: قال ذلك قتادة الأحزاب: انسُب لنا ربك, فأتاه جبريل بهذه .حدثني محمد بن عوف, قال: ثنا شريح, قال: ثنا إسماعيل بن مجالد, عن مجالد, عن الشعبي, عن جابر قال: قال المشركون: انسُب لنا ربك, فأنـزل الله ( قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ ) .* ذكر من قال: نـزل ذلك من أجل مسألة اليهود:حدثنا ابن حميد, قال: ثنا سلمة, قال: ثني ابن إسحاق, عن محمد, عن سعيد, قال: أتى رهط من اليهود النبي صلى الله عليه وسلم, فقالوا: يا محمد هذا الله خلق الخلق, فمن خلقه؟ فغضب النبيّ صلى الله عليه وسلم حتى انتُقِع لونه، ثم ساورهم غضبا لربه, فجاءه جبريل عليه السلام فسكنه, وقال: اخفض عليك جناحك يا محمد, وجاءه من الله جواب ما سألوه عنه. قال: " يقول الله: ( قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ * اللَّهُ الصَّمَدُ * لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْ * وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا أَحَدٌ ) " فلما تلا عليهم النبي صلى الله عليه وسلم, قالوا: صف لنا ربك كيف خلقه, وكيف عضده, وكيف ذراعه, فغضب النبيّ صلى الله عليه وسلم أشدّ من غضبه الأول, وساورهم غضبا, فأتاه جبريل فقال له مثل مقالته, وأتاه بجواب ما سألوه عنه: وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ وَالأَرْضُ جَمِيعًا قَبْضَتُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَالسَّماوَاتُ مَطْوِيَّاتٌ بِيَمِينِهِ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ .حدثنا ابن حميد, قال: ثنا مهران, عن سعيد بن أبي عروبة, عن قتادة, قال: جاء ناس من اليهود إلى النبي صلى الله عليه وسلم, فقالوا: أنسب لنا ربك, فنـزلت: ( قُلْ هُوَ اللَّهُ أَحَدٌ ) حتى ختم السورة .فتأويل الكلام إذا كان الأمر على ما وصفنا: قل يا محمد لهؤلاء السائليك عن نسب ربك وصفته, ومَن خَلقه: الربّ الذي سألتموني عنه, هو الله الذي له عبادة كل شيء, لا تنبغي العبادة إلا له, ولا تصلح لشيء سواه.واختلف أهل العربية في الرافع ( أَحَدٌ ) فقال بعضهم: الرافع له " الله ", وهو عماد (1) بمنـزلة الهاء في قوله: إِنَّهُ أَنَا اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ . وقال آخر منهم: بل هو مرفوع, وإن كان نكرة بالاستئناف, كقوله: هذا بعلي شيخ, وقال: هو الله جواب لكلام قوم قالوا له: ما الذي تعبد؟ فقال: " هو الله ", ثم قيل له: فما هو؟ قال: هو أحد.وقال آخرون ( أَحَدٌ ) بمعنى: واحد, وأنكر أن يكون العماد مستأنفا به, حتى يكون قبله حرف من حروف الشكّ, كظنّ وأخواتها, وكان وذواتها, أو إنّ وما أشبهها, وهذا القول الثاني هو أشبه بمذاهب العربية.واختلفت القرّاء في قراءة ذلك, فقرأته عامة قرّاء الأمصار ( أَحَدٌ * اللَّهُ الصَّمَدُ ) بتنوين " أحدٌ ", سوى نصر بن عاصم, وعبد الله بن أبي إسحاق, فإنه رُوي عنهما ترك التنوين: " أحَدُ اللهُ "; وكأن من قرأ ذلك كذلك, قال: نون الإعراب إذا استقبلتها الألف واللام أو ساكن من الحروف حذفت أحيانا, كما قال الشاعر:كَـيْفَ نَـوْمي عـلى الفِـرَاشِ وَلَمَّـاتَشْــمَلِ الشَّــامَ غَــارَةٌ شَـعْوَاءُتُــذْهِلُ الشَّـيْخَ عَـنْ بَنِيـهِ وَتُبْـدِيعَــنْ خِــدَامِ العَقِيلَــةِ العَــذْراءُ (2)يريد: عن خدام العقيلة.والصواب في ذلك عندنا: التنوين, لمعنيين: أحدهما أفصح اللغتين, وأشهر الكلامين, وأجودهما عند العرب. والثاني: إجماع الحجة من قرّاء الأمصار على اختيار التنوين فيه, ففي ذلك مُكْتَفًى عن الاستشهاد على صحته بغيره. وقد بيَّنا معنى قوله " أحد " فيما مضى, بما أغنى عن إعادته في هذا الموضع.
Bağlantı kopyalandı