İhlâs Sûresi
Müfessirler “es-Samed” kelimesinin anlamı hakkında farklı açıklamalar yapmışlardır.
Onlardan bazıları dedi ki: “İçi boş olmayan, yemeyen ve içmeyen zâttır.”
Bu görüşü savunanlar şunları söylemiştir:
Bize Abdurrahman bin el-Esved anlattı, dedi ki: Bize Muhammed bin Rebîa, Seleme bin Sâbûr’dan, o da Atiyye’den, o da İbn Abbas’tan rivayet etti, İbn Abbas dedi ki: “es-Samed”; içi boş olmayandır.
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize Sufyân, Mansûr’dan, o Mucâhid’den rivayet etti Mucâhid dedi ki: “es-Samed”; el-Musmet’tir; yani içinde boşluk bulunmayan varlıktır.
Bize Ebu Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî’, Sufyân’dan, o da Mansûr’dan, o da Mucâhid’den tamamen bunun aynısını rivayet etti.
Bana el-Hâris anlattı, dedi ki: Bize el-Hasan anlattı, dedi ki: Bize Varkâ, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mucâhid’den rivayet etti Mucâhid dedi ki: “es-Samed”; el-Musmet’tir; yani içinde boşluk bulunmayan varlıktır.
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman ve Vekî’ anlattı, ikisi dediler ki: Bize Sufyân, İbn Ebî Necîh’ten, o da Mucâhid’den rivayet etti Mucâhid dedi ki: “es-Samed”; içi boş olmayandır.
Bize Ebu Kureyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî’ anlattı; ve bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, hep birlikte Sufyân’dan, o da İbn Ebî Necîh’ten, o da Mucâhid’den bunun bir benzerini nakletti.
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Abdurrahman anlattı, dedi ki: Bize er-Rabî’ bin Muslim, el-Hasan’dan rivayet etti. Hasan dedi ki: “es-Samed”; içi boş olmayandır.
(Râvi) dedi ki: Bize er-Rabî’ bin Muslim, İbrâhim bin Meysere’den anlattı, dedi ki: Mucâhid beni Saîd bin Cübeyr’e, ona “es-Samed” hakkında sormam için gönderdi, Saîd bin Cübeyr şöyle dedi: "İçi boş olmayandır."
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Yahya anlattı, dedi ki: Bize İsmâil bin Ebî Hâlid, eş-Şa’bî’den rivayet etti. eş-Şa’bî dedi ki: “es-Samed” yemek yemeyendir.
Bize Yakub anlattı, dedi ki: Bize Huşeym, İsmâil bin Ebî Hâlid’den, o eş-Şa’bî’den rivayet etti. eş-Şa’bî dedi ki: “es-Samed” yemek yemeyen ve içecek içmeyendir.
Bize Ebu Kureyb ve İbn Beşşâr anlattı, ikisi dediler ki: Bize Vekî’, Seleme bin Nubeyt’ten, o da ed-Dahhâk’tan rivayet etti. ed-Dahhâk dedi ki: “es-Samed”; içi boş olmayandır.
Bize Ebu Kureyb anlattı, dedi ki: Bize İbn Ebî Zâide, İsmâil’den, o Âmir’den rivayet etti. Âmir dedi ki: “es-Samed” yemek yemeyendir.
Bize İbn Beşşâr ve Zeyd bin Ahzem anlattı, ikisi dediler ki: Bize İbn Dâvûd, el-Mustakîm bin Abdulmelik’ten, o Saîd bin el-Museyyeb’den rivayet etti. Saîd bin el-Museyyeb dedi ki: “es-Samed”; hiçbir iç dolgusu (bağırsak/boşluk) olmayandır.
Bana Huseyin’den anlatıldı, dedi ki: Ebu Muâz’ı şöyle derken işittim: Bize Ubeyd anlattı, dedi ki: ed-Dahhâk’ı O'nun: “es-Samed” sözü hakkında şöyle derken işittim: "İçi boş olmayandır."
Bana el-Abbas bin Ebî Tâlib anlattı, dedi ki: Bize Muhammed bin Ömer bin Rûmî, el-A’meş’in kâtibi Ubeydullah bin Saîd’den anlattı, dedi ki: Bana Sâlih bin Hayyân, o Abdullah bin Büreyde’den, o babasından anlattı, (râvi) dedi ki: "Onu ancak (Nebi'ye) merfu kıldığını bilmekteyim", buyurmuştur ki: ““es-Samed” içi boş olmayan zattır.”
Bize İbn Abdilâ’lâ anlattı, dedi ki: Bize Bişr bin el-Mufaddal, er-Rabî’ bin Müslim’den anlattı, dedi ki: El-Hasan’ı şöyle derken işittim: “es-Samed”; içi boş olmayandır.
Bize İbn Abdilâ’lâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma’mer’den, o İkrime’den rivayet etti. İkrime dedi ki: “es-Samed” içi boş olmayandır.
Başkaları da şöyle dediler: "O, kendisinden hiçbir şey çıkmayandır.
Bu görüşü savunanlar şunları söylemiştir:
Bana Yakub anlattı, dedi ki: Bize İbn Uleyye, Ebu Recâ’dan anlattı, dedi ki: (Ebu Recâ) İkrime’nin: “es-Samed” sözü hakkında şöyle dediğini işitmiştir: "Kendisinden hiçbir şey çıkmayan, doğurmamış ve doğurulmamış olandır."
Bize İbn Beşşâr anlattı, dedi ki: Bize Muhammed bin Ca’fer anlattı, Bize Şu’be, Ebu Recâ Muhammed bin Yûsuf’tan, o İkrime’den rivayet etti. İkrime dedi ki: “es-Samed” kendisinden hiçbir şey çıkmayandır.
Başkaları da şöyle dediler: "O; doğurmamış ve doğurulmamış olandır."
Bu görüşü savunanlar şunları söylemiştir:
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Ebu Ca’fer’den, o da er-Rabî’den, o da Ebu’l-Âliye’den rivayet etti. Ebu’l-Âliye dedi ki: “es-Samed” doğurmayan ve doğurulmayan zâttır. Çünkü doğuran her şey miras bırakacaktır. Doğurulan her şey de mutlaka ölecektir. Allah Teâlâ ise ne miras bırakır ne de ölür.
Bize Ahmed bin Menî’ ve Mahmûd bin Hudâş anlattı, ikisi dediler ki: Bize Ebu Sa’d es-San’ânî anlattı, dedi ki: Müşrikler Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’e: “Bize Rabbinin nesebini bildir.” demeleri üzerine şu sûre indirildi: “De ki: O Allah birdir. Allah es-Samed’dir. Çocuğu da yoktur, ana-babası da. O’na denk hiç kimse de yoktur”
Çünkü: Doğan her şey ölecektir. Ölen her şey de miras bırakacaktır. Allah ise ne ölür ne de miras bırakır. “O’na denk hiç kimse de yoktur” yani: O’nun hiçbir benzeri ve hiçbir dengi yoktur. Hiçbir şey O’nun misli değildir.
Bize Ebu Küreyb anlattı, dedi ki: Bize Vekî’, Ebu Ma’şer’den, o Muhammed bin Ka’b’dan rivayet etti: “es-Samed” doğurmamış, doğurulmamış ve kendisinin hiçbir dengi olmamış olan zattır.
Başkaları da şöyle dediler: "Efendiliği nihayete ermiş (zirveye ulaşmış) olandır."
Bu görüşü savunanlar şunları söylemiştir:
Bana Ebu’s-Sâib anlattı, dedi ki: Bana Ebu Muâviye, el-A’meş’ten, o Şakîk’tan rivayet etti Şakîk dedi ki: “es-Samed” efendiliği nihayete ermiş olan efendidir.
Bize Ebu Kureyb, İbn Beşşâr ve İbn Abdilâlâ anlattı, dediler ki: Bize Vekî’, el-A’meş’ten, o Ebu Vâil’den rivayet etti Ebu Vâil dedi ki: “es-Samed” efendiliği nihayete ermiş olan efendidir. Ebu Kureyb ve İbn Abdilâl'â "efendiliği" (su'dedehu) kelimesini söylemediler.
Bize İbn Humeyd anlattı, dedi ki: Bize Mihrân, Sufyân’dan, o da el-A’meş’ten, o da Ebu Vâil’den bunun bir benzerini nakletti.
Bize Ali anlattı, dedi ki: Bize Ebu Sâlih anlattı, dedi ki: Bana Muâviye, Ali’den, o İbn Abbas’tan nakletti, Allah'ın: “es-Samed” sözü hakkında şöyle dedi: efendiliğinde kemale ulaşmış efendi, şerefinde kemale ulaşmış şeref sahibi, azametinde kemale ulaşmış büyük, hilminde kemale ulaşmış halîm,zenginliğinde kemale ulaşmış ganî, kudret ve cebbarlığında kemale ulaşmış cebbar, ilminde kemale ulaşmış âlim, hikmetinde kemale ulaşmış hakîmdir. Şeref ve efendiliğin bütün çeşitlerinde kemale ermiş olan yalnız O’dur. Bu sıfat yalnız Allah’a aittir.”
Başkaları da şöyle dediler: "Bilakis O, yok olmayan, baki kalandır."
Bu görüşü savunanlar şunları söylemiştir:
Bize Bişr anlattı, dedi ki: Bize Yezîd anlattı, dedi ki: Bize Saîd, Katâde’den nakletti, Allah'ın: “De ki: O Allah birdir. Allah es-Samed’dir. Çocuğu da yoktur, ana-babası da.” buyruğu hakkında (Katâde) dedi ki: El-Hasan ve Katâde şöyle diyorlardı: yaratılmışlardan sonra da baki kalacak olan zâttır. Bu sûre tamamen tevhid sûresidir. İçinde dünya ve ahiret hükümlerinden hiçbir şey zikredilmemiştir.
Bize İbn Abdilâlâ anlattı, dedi ki: Bize İbn Sevr, Ma’mer’den, o Katâde’den rivayet etti. Katâde dedi ki: “es-Samed” daima (kesintisiz var) olandır.
Ebû Ca‘fer şöyle der: Arap dilinde “es-Samed”: İnsanların kendisine yöneldiği, üstünde hiç kimsenin bulunmadığı, efendi anlamına gelir.
Araplar ileri gelenlerini de bu isimle adlandırırlar.
Bir şair şöyle demiştir:
Benî Esed’in en hayırlı iki kişisinin ölüm haberi erkenden geldi:
Amr b. Mes‘ûd’un ve o efendi Samed’in
Züberkân da şöyle demiştir:
Rehine olarak ancak efendi bir Samed bırakılır.
Madem ki durum böyledir; Kur’ân’ın kendi diliyle indiği Arapların konuşmasında bilinen anlam esas alınmalıdır.
Eğer Abdullah bin Büreyde’nin babasından rivayet ettiği hadis sahih olsaydı, görüşlerin en doğrusu o olurdu.
Çünkü Allah’ın muradını ve kendisine indirilen vahyin anlamını en iyi bilen kişi Rasûlullah’tır (sallallahu aleyhi ve sellem).